14 Ağustos 2010 Cumartesi

MR. NOBODY



Donnie Darko en iyi niyetle özetlendiğinde "arkadan" sinema izleyicisi olan dönemime denk geldiğinden dolayı overrate bahçelerinde büyüttüğüm, solarken dirilttiğim bir film olduğundan, zamanında Soutland Tales en merak ettiğim filmlerden biriydi. Cannes'daki performansı bile beni çok etkilememişti, gelmesini yıllarca heyecanla bekledikten sonra, Ifistanbul'da izlemeyip, internetten indirmiş, öyle izlemeye çalışmıştım. Üç saat süren kopuk bir filmdi. Çok fazla şeyden bahsetmeye çalışıyordu ancak hiçbirinden tam olarak bahsedemiyor, konudan konuya atlıyordu. Kafa karıştırıyordu ve çoğu kişi sevmiyordu. O dönem "tam benim seveceğim film" demiştim bu sebeplerden dolayı. Saygı duyulmalı gibi şeyler söylüyordum karşı çıkanlara. Sonra aradan bir yıl geçti, ben izlemediğimden utandığım Magnolia'yı ilk defa izledim. Ve Southland Tales'e karşı bütün düşüncelerim tamamen değişti. Magnolia kafa karıştırabilecek filmlerin aslında çok zor da olsa doğru kurgulanıp, bağlantıların doğru yapılabileceğini gösteren yegane filmdir. Adam açmasını da biliyor, kapamasını da. Böyle bir dönemden geçtiğim için benim bu filmlere karnım toktur. Mr. Nobody ise, Southland Tales'ın yaptığının aksine, hiçbir bok anlatmıyor, yalnızca "aaa ya böyle olsa idi, yok şöyle mi olsaydu" diye sorarak reklam filmi çekiyor. Ama yine de Southland Tales kadar kafa karıştırmayı başarıyor. Zor zanaat. Da ben yemem (bok ye). Şakşakçısı bol olur böyle filmlerin. Zamanında da oldu. Şimdi geçti üstünden epey bir süre. Büyük festivallerden eli boş dönünce de herkes unuttu. Bu döngüyü durduracak bir malkoçoğlu henüz evrimleşmedi. Evrimleşimce eminim yaşlı adam makyajının hala çok belli olduğunu bütün Hollywood'a gösterecektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder