14 Ağustos 2010 Cumartesi
GERRY
Eğer bu yazıyı 2033 yılı civarında okuyorsanız, buzul çağı başladığından şu anda havanın nasıl olduğunun farkında olamayabilirsiniz. Gerçi büyük olasılıkla o seneye kadar blogspot mahkeme kararıyla kapatılmış olur ama (nasıl koydum lafı), eğer kapatılmadıysa sıcaklığı şöyle açıklayabilirim. Babanem, hayatında ilk defa, evde otururken vantilatör çalıştırıyor. Babanem 79 yaşında. İnsan yaşlandıkça fizyolojik olarak daha fazla üşümeye müsaittir. Babanem 79 yaz görmüş ve ilk 5-6 yazıyla son 2-3 yazı hariç hepsini hatırlıyor. Son yazlarını da ben hatırlıyorum. Vantilatör'e korkunç bir yaratık gibi bakan babanem, artık onu tek dostu, yoldaşı, Dallas Comegys'inin Henry Turner'ı olarak görüyor. Bu sıcaklarda yapılabilecek tek şey olduğun yerde minimum hareket= minimum ter denklemine inanmak. Böyle bir ortamda dvd rafımda yaklaşık beş senedir izlenmeden duran, beni kesen, bıçkın filmlerden biri olan Gerry'i izlemek geldi içimden. İyi bok yedim. İlk beş dakikası Nuri Bilge Ceylan filmlerini blockbuster yapacak güçte durağanlık yaşatırken şüplenmiştim. Beş senedir neden izlemediğimi hatırladım. Ama dayanmaya çalıştım. Bu filmin en güzel yanı, büyük küçük farketmez, tuvaletiniz geldiğinde filmi durdurmadan işinizi rahatlıkla görebilirsiniz. Ben hatta onun da üstüne Babanemle 20'den düşen renkli okey oynadım. Birşey kaçırmıyorsunuz. JRR Tolkien'den etkilendiği aşikar olan bu filmi özetlemek gerekirse... Birbirini Gerry'leyen (Baseball'daki biberleme terimi gibi) Matt ve Casey, 4 farklı mekan geziyorlar. 2002 yılında Man vs. Wild henüz başlamadığından yemek ve suyu nereden temin edebileceklerini bilemiyorlar. Biri geberiyor, diğeri gerryliyor. Bunu Windows 95 background pictures presentation eşliğinde iki saat civarı izliyorsunuz, ve sıcak kaldığı yerden devam ediyor.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder